Rektum denilen kalın barsağın son kısmı 15–16 cm
uzunluğunda olup kanser oluşumu yönünden değişik
özellikler gösterdiğinden ayrı bir konu olarak
incelenecektir. Rektum 3. sakral vertebra hizasından
başlar ve anüse kadar devam eder. Rektumun anatomik
olarak iki parçası vardır 1- Ampulla parçası: 3.
sakral vertebra hizasında başlayıp koksiks kemiğinin
ucuna kadar devam eder, uzunluğu 11–12 cm’dir. 2-
Anal parçası 4 cm olup koksiks ucundan başlayıp,
anüste sonlanır.
Kolorektal kanserlerin yaklaşık olarak %30’u
rektumda yerleşir.
Rektum kanserinin yayılımı ve bu kanserlere cerrahi
yaklaşım bakımından önem taşıdığından rektumun
damarlanmasına ve lenf dolaşımına kısaca
değinilecektir.
Rektumun yukarı kısımları a. hemoroidalis
superiordan kanlanırlar. Bu arter arteriya
mezenterika inferiorun uç dalıdır. Ampulla, rektumun
distal kısımları ile anal kanal rektumun her iki
yanında uzanan a.hemoroidalis media ve inferiordan
beslenirler. A. hemoroidalis media a. iliaka
internanın dalıdır. A. hemoroidalis inferior ise A.
iliaka internanın bir dalı olan A. pudenda
internadan ayrılır. Rektum duvarında arterler
arasında anastomozlar bulunmaktadır.
Rektumun venleri arterlere eşlik ederler. Rektumun
proksimal kısımlarının venöz kanını toplayan V.
hemoroidalis superior, vena mezenterika inferior
aracılığıyla V. portaya dökülür. Daha distaldeki V.
hemoroidalis media ve inferiorlar ise vena iliaca
internaya, yani alt vena cavaya açılırlar. Böylece
rektum ve anal kanal çevresinde bir porta-kaval
anastomoz oluşur.
Rektumun lenf sistemi oldukça değişik bir görünüm
arz eder:
Anal kanalın son kısmı dışında rektumun lenf
damarları arter ve venlere yandaşlık ederler.
Rektumun proksimalindeki lenfatikler yukarıya doğru
a. hemoroidalis superior ve a. mesenterika inferioru
izleyerek giderler.
Ampulla rektinin alt kısımları ile anal parçanın
proksimalindeki lenf damarları hem a. hemoroidalis
superior boyunca yukarıya hem de a. hemoroidalis
medialis boyunca yanlara doğru ilerleyerek a. iliaca
interna çevresindeki lenf bezlerine (pudental,
hipogastrik, presakral) dökülürler. Anal kanalın
distal kesiminin ve anüs derisinin lenfatik drenajı
ise yüzeyel inguinal lenf gangliyonlarına doğru
olmaktadır.
Rektum kanseri 40 yaşından sonra görülmeğe başlar
fakat en çok görüldüğü yaş grubu 60–80 yaş grubudur.
40 yaşından daha genç yaşlarda görülebilirse de bu
nadirdir.
Rektum kanseri erkeklerde daha sık görülmektedir.
Kadın erkek oranı 1/2’dir.
Kolon kanserlerinde geniş olarak anlatılan etiyoloji
ve epidemiyoloji rektum kanserleri için de
geçerlidir.
PATOLOJİ
Rektum kanseri makroskopik görünümüne göre 5 tipe
ayrılır.
1- Polipoid (vegetan) tümörler. Bunlar karnabahar
şeklinde lümen içine doğru büyüyen ve lümeni
dolduran tümörlerdir.
2- Ülseratif tümörler: Derinlemesine katları geçerek
düzensiz büyükçe ülser yapan bir şekildir. Bu
ülserin kenarları dik olup, etrafını infiltre etmesi
nedeniyle çok sertleşmiştir.
3- Lokal anüler tip: Tümör gerek derinlemesine,
gerekse uzunlamasına infiltre ettiği için, lümeni
kısmen veya tamamen peçete halkası şeklinde
daraltmıştır.
4- Diffüz infiltran tip: Rektumun büyük bir kısmını
uzunlamasına ve derinlemesine infiltre eden ve
lümeninin büyük bir kısmını daraltan şekildir.
5- Kolloidal (Mukus salgılayan) tip: Bunlar mukus
salgıladıkları için yumuşak, üzerleri daima mukuslu
örtülü tümörlerdir.
Mikroskopi:
1- Adenokarsinom: Çoğunlukla görülen şeklidir.
2- Skiro tümörler: Daha nadir görülürler.
3- Anal bölgede yassı epitel hücreli karsinom, habis
melanom ve adenoakantoma gibi mikroskobik şekiller
nadir de olsa görülmektedir.
YAYILMA
Rektum kanserinde yayılma üç şekilde olmaktadır:
1- Yerel yayılma: Bu şekilde yayılma iki türlü
olabilir.
a) Tümörün direkt yayılması: Tümör doku içerisinde
derinlemesine ve uzunlamasına yayılabilir. Barsak
duvarındaki bu yayılma proksimalde 6 cm, distalde
ise 4 cm’yi geçmemektedir.
Kolo-rektal kanserlerde doubling time (tümörün ikiye
katlama zamanı) oldukça uzun olduğundan, tümörün
lümeni çepeçevre sarması ve klinik belirti vermesi
için en az 2,5–3 yıl geçmektedir.
b) Komşuluk yolu ile yayılma: Tümör tüm rektum
katlarını geçtikten sonra, civardaki komşu organları
infiltre edebilir. Bu halde ağır komplikasyonlar
husule gelir. Rektumun önünde lokalize tümörler
kadınlarda vageni ve uterusu infiltre edebilirler ve
rekto-vaginal fistül yapabilirler. Erkeklerde
prostat, vesika seminalisleri ve mesaneyi infiltre
ederek, rekto-vesikal fistüller husule
getirebilirler, ayrıca her iki cinste üretenleri
bilhassa sol üreteri infiltre ederek, sol
hidronefroza sebebiyet verebilirler.
Rektumun arka yüzünde lokalize tümörler, her iki
cinste, pleksus sakralisi infiltre ederek, çok
şiddetli ağrılar yaparlar.
2- Lenfatik yayılma: Rektum kanserinin lenfatik
yayılması arter ve venler boyunca olmaktadır. Duvar
dışına taşmış tümörler, rektum duvarındaki lenf
şebekesini sardıktan sonra, evvela epikolik lenf
bezlerine, daha sonra regional lenf bezlerine, daha
sonra da a. hemorialis superior boyunca ilerleyen
intermedien lenf bezlerine ve oradan paraaortik lenf
bezlerine ulaşırlar.
Anal kanalın distal bölümünün ve anüs derisi
kanserlerinin lenfatik yayılımı ise kasıktaki
yüzeyel lenf bezlerine olmaktadır.
3- Kan yolu ile yayılma: Kanser hücreleri ilerlemiş
vakalarda venlerin içine girerek, hematojen
yayılmayı gerçekleştirir. Bu suretle ilk tutulum
karaciğer de olmaktadır. Bunu sırasıyla akciğerler,
overler, beyin, kemikler ve diğer organlar
izlemektedir.
Rektum kanserinde evreleme kolon kanserinde
anlatıldığı gibidir.
KLİNİK
Rektum kanserinde görülen klinik belirtileri şöyle
sıralamak mümkündür.
Kanama: Çoğunlukla büyük abdeste bulaşmış olarak
koyu kırmızı renkte kanama görülür, nadiren de
defekasyondan sonra bol kirli kırmızı renkli kanama
olabilir.
Müköz salgı: Defekasyon harici, makattan kirli, et
suyu manzarasında devamlı müköz bir akıntı vardır.
Defekasyon düzensizliği: Zaman zaman ishal ve
kabızlık birbirini takip eder.
Dışkılamadan sonra hastanın rahatlamaması önemli bir
belirtidir. Tam bir boşalma olmaz. Hasta sık sık
dışkılama hissi duyar. Ancak dışkılamadan sonra
defekasyon hissi kaybolmaz. Yalancı dışkılama hissi
hastayı bıktırır.
Ağrı: Ağrılı dışkılama hastayı rahatsız eder. Ağrı
dışkının özellikle ülseröz tümörler üzerine yaptığı
tahrişe bağlı olarak sıklıkla yanma tarzında olur.
Dışkılama dışında da, makatta tümörün yaptığı
ağrılar devamlı olabilir. Bilhassa sakrum bölgesinde
şiddetli ağrıların olması, karakteristiktir. Bu da
ilerlemiş vakaların arkada pleksus sakralisi tutmuş
olmasının neticesidir.
Genel durum: Uzun süren vakalarda, hasta yorgun,
bitkin, halsizdir. Renk soluk ve anemiktir.
TANI
1- Anamnez: Anamnezde belirtilerin değerlendirilmesi
önemlidir.
2- Fizik muayene: Hastanın genel muayenesinin
yapılması, anal kanal tümörleri için karakteristik
olan, inguinal bölgede lenf nodüllerinin aranması,
ameliyat indikasyonu bakımından önemlidir.
3- Laboratuar muayeneleri: Kan sayımı, yapılarak
anemi derecesi öğrenilir. Ameliyat bakımından,
karaciğer fonksiyon testleri, alkali fosfataz,
transaminazlar bilhassa elektrolitler ve kan
proteinleri tetkikleri yapılmalıdır.
4- Rektal tuşe: Parmak muayenesi ile 7–8 cm’ye kadar
olan tümörler rahatlıkla tespit edilebilir ve
tümörün kanayıp kanamadığı anlaşılabilir, hatta
vegetan tümörlerde rahatlıkla bir tümör parçası
koparılarak, histopatolojik muayeneye gönderilir.
Tuşe ile, tümörün lokalizasyonu, yapısı, büyüklüğü
kısmen tespit edilebilir.
5- Rekto-sigomidoskopi: Rigid olarak yapılan bu
endoskopik tetkik, tümörün direkt görülmesini ve
biyopsi alınmasını sağlar. Ayrıca tümörün
lokalizasyonu, yayılması ve büyüklüğü hakkında fikir
verebilir.
6- Kolonun radyolojik tetkiki: Rektum tümörleri için
fazla önemli olmayan bu tetkik, kolonun diğer
bölümlerinin görülmesi ve senkron bir tümör ya da
polipin saptanması açısından lüzumludur.
7- Bilgisayar Tomografisi:
Bu tetkikle, tümörün yeri, lokal yayılımı, bilhassa
lenfatik ve metastatik yayılımı tespit edilir.
8- Ultrasonografi: Karaciğerin metastazlarının
tespiti bakımından yapılmalıdır.
9- Kemik sintigrafisi: Hastanın kemiklerle ilgili
yakınmaları varsa, metastazların saptanması için
yapılması lüzumludur.
10- Transrektal ultrasonografi: Özellikle
preoperatif evrelendirme ve komşu organ-dokulara
invazyonun saptanması için yapılır.
TEDAVİ
Esas Tedavi Cerrahidir.
Ameliyattan önce
1- Hastanın ameliyata çok iyi hazırlanması lazımdır.
Anemi durumu, ameliyat öncesi yapılan kan
transfüzyonları ile düzeltilmeli, kan ölçüm
değerleri normal seviyeye getirilmeli, elektrolit
dengesi sağlanmalı, bilhassa kan proteinleri
yükseltilmelidir.
2- Hasta, ameliyattan önce indikasyon bakımından çok
iyi değerlendirilmelidir:
a) İnoperabl vakalar: Tümör ileri derecede lokal
yayılma ve komplikasyon gösteriyorsa,
çıkarılamayacak durumda fikse ise, inoperabl kabul
edilir. Burada tümörlü bölgeyi istirahata sevk etmek
ve tıkanmayı önlemek amacıyla, laparotomi yapılır.
Tümör üstündeki salim barsak kesilerek, alt uç
kapatılır ve içeri atılır. Üst uç ise iliak bölgeye
eksteriorize edilir, yani kalıcı (definitil)
kolostomi yapılır (Hartmann işlemi). Bundan sonra
tümörlü bölgeye yardımcı tedavi olarak radyoterapi
ve kemoterapi uygulanır.
b) Operabl vakalar: Yapılan geniş tetkikler neticesi
hastanın genel ve lokal verilerine göre, lezyonun
ameliyatla çıkarılabilecek durumda olduğu
vakalardır. Rektum kanserinde tatbik edilecek
teknik, lezyonun anal halkadan yüksekliğine,
anatomik yapısına, lezyonun büyüklüğüne, yayılım
derecesine ve hastanın genel durumuna bağlıdır.
Rektum kanserinde tatbik edilecek ameliyat tekniği
iki büyük gruba ayrılır.
I- Sfinkteri korumayan ameliyatlar:
Buna en iyi örnek abdomino-perineal ampütasyondur
(Miles Ameliyatı).
Rektumun 1/3 alt bölgesinde anüs kenarından itibaren
5–7 cm mesafede ve anüs civarında yerleşen
tümörlerde en seçkin ameliyat abdomino perineal
(Miles ameliyatı) ampütasyondur. Bu ameliyatta hem
karından, hem de perineden çalışılır. Burada sigmoid
kolonun son kısmı ve rektum, bölgesel lenf bezleri
ile birlikte çıkarılır. Sigmoid kolonun proksimal
ucu karın duvarının sol alt kısmına (iliak bölgeye)
dikilerek dışa ağızlaştırılır. Yani kalıcı
(definitif) kolostomi yapılır.
II- Sfinkteri koruyucu ameliyatlar:
Burada tümör çıkarıldıktan sonra, devamlılığı
sağlamak amacı ile salim olan üst ve alt kolon
uçları anastomoze edilmekte ve bu suretle sfinkter
korunmaktadır. Bu da tümörün lokalizasyonuna göre
iki şekilde gerçekleştirilmektedir:
A- Rektumun orta bölgesinde yerleşen tümörler
Yani, anal hattan itibaren 8–10 cm yerleşen
tümörlerde ideal ameliyat anterior rezeksiyondur. Bu
rezeksiyon aşağı anterior (Low anterior) rezeksiyon
olarak tanımlanır. Burada da tümörlü barsak kısmı,
tümörün en az 2 cm altından ve 10 cm üstünden
kesilerek, çevredeki lenf bezleriyle birlikte
çıkarılır. Kalan rektum ile sigmoid kolon ucu
ağızlaştırılarak (Kolo-proktostomi) devamlılık
sağlanır.
B- Rektumun üst bölümünde yerleşen tümörler
Anüsten itibaren 10 cm’nin üstünde yerleşen
tümörlerde, tümör bölgesel lenf bezleriyle birlikte
çıkarılarak, yani bir anterior rezeksiyon yapılarak,
sigmoid kolonla bırakılan rektum parçası anastomoze
edilir.
C- Diğer sfinkter koruyucu yöntemler:
Şişman hastalarda veya küçük pelvisi olanlarda alçak
anastomoz yapılması çok zordur. Böyle olan
hastalarda anastomoz posterior yaklaşımla
(Transsacral anastomoz). Veya anüsten yapılabilir
(Endoanal, olo-anal anastomozlar). Pullthrough
operasyonları günümüzde komplikasyonları nedeniyle
tercih edilmemektedir.
III- Lokal eksizyon: Anal bölgede ve rektum
distalinde yerleşmiş 2 cm’den daha küçük, kısmen
yüzeyel, polipoid ve ülseröz tümörler rahatlıkla
lokal eksizyonla çıkarılabilir.
Bizim tarafımızdan lokal eksizyonla tedavi görmüş 4
vakamız halen 5 senelerini bitirmişler. Sağ ve
sıhhattedirler. Biz bunlara lokal eksizyondan sonra
radyoterapi uygulattık.
IV- Fulgurasyon: Anal bölgede yerleşmiş, küçük
tümörlerde tatbik edilebilir. Tümör,
elektrokoagülasyon (Fulgurasyon) ile kontrol ve
koterize edilir. Agresif bir teknik olup, genel
anestezi altında yapılmalı ve hasta hospitalize
edilmelidir. Daha sonra da hasta kontrol altında
tutulmalı, icap ederse tekrar fulgurasyon
yapılmalıdır.
Rektum kanserinde, sfinkter koruyucu ameliyatlar son
zamanlarda bilhassa, stapler denilen otomatik dikiş
aletlerinin tatbikiyle daha fazla taraftar bulmakta,
fakat maalesef her zaman olumlu sonuç vermemektedir.
Zira son zamanlarda ameliyattan kısa müddet sonra
lokal nüksler çok görülmektedir.
Cerrah, rektum kanserinde, cerrahi indikasyonu çok
iyi belirlemeli, tümörün altına en aşağı 2-3 cm
inmeli ve zorlanmamalıdır. Cerrah, hastayı ve
etrafını memnun etmek amacıyla, sfinkteri koruyucu
ameliyatı yapmamalıdır. Aksi takdirde erken tümör
nüksü kaçınılmaz olmaktadır.
Ameliyat sonrası yardımcı tedavi: (Adjuvan tedavi)
Rektum kanseri ameliyatlarından sonra, mutlaka
radyoterapi icap ederse kemoterapi uygulanmalıdır.
Rektum kanserinde prognoz: Yapılan klinik
çalışmalara göre, (Asiler Coller,) 5 yıllık sağ
kalım Evre A olgularında %90, Evre B1’de %80, B2’de
%60–70, C1’de %30, C2’de %10 olarak saptanmıştır.
Uzak metastazları belirleyen Evre D olgularında ise
ne yazık ki 5 yıllık sağ kalım sağlanamamıştır.
Ameliyattan sonra nüks durumu ve hastanın prognozu
tümör marker’leri ile izlenebilir. Bu nedenle 2–3 ay
aralıklarla, rektum kanseri için önem taşıyan CEA,
Ca- 19–9 ve alfafetoprotein serum düzeyleri tayin
edilmelidir.