Pankreas kanserlerinin coğrafik görünümüne bir göz
atacak olursak Hawaii adalarında ve Amerika’daki
zencilerde daha fazla görülmektedir. Genelde
insidans oranı %9–10 arasında değişmektedir.
Uganda’da nispeten yüksek oranda olduğu
belirtilmiştir. Kadınlarda en yüksek oranda El Paso
ve Teksas’ın İspanyolca konuşan halkında ve
Kaliforniyalı zencilerde görülmektedir.
Cins olarak ise, yapılan çalışmalara göre,
erkeklerde kadınlara oranla 2 kat daha fazla
görülmektedir.
ETYOLOJİ
Endüstride kullanılan kimyasal maddelere maruz
kalanlarda pankreas kanseri riskinin arttığı ileri
sürülmüştür. Çocukluk çağındaki malnütrisyon ve
pankreas atrofisinin de pankreas kanserinin
oluşmasında rol oynadığı hakkında görüşler ileri
sürülmüştür. Ayrıca geçirilmiş kronik pankreatitin
şeker hastalığının bilhassa sigara kullanımı ve bazı
spesifik karsinojenlerin (Beta-naftilamin-Benzidin)
pankreas kanseri gelişiminde etkili olduğu kabul
edilmektedir.
PATOLOJİ
Pankreasın primer habis tümörleri kaynağını
aldıkları dokulara göre iki büyük gruba ayrılır:
I- Ekzokrin kaynaklı olanlar
II- Endokrin kaynaklı olanlar
I- Ekzokrin kaynaklı habis tümörler:
A- Pankreas başı ve periampuller kanserler
B- Gövde ve kuyruk bölümünde kaynağını alan
kanserler
C- Sarkomlar
D- Kistadenokarsinomlar
II- Endokrin Kaynaklı Habis Tümörler:
Langerhans adacıklarından kaynağını alan tümörler;
A- Insulinoma: Langerhans adacıklarının Beta
hücrelerinden oluşurlar. %25 oranında habaset
gösterirler.
B- Gastrinoma: Langerhans adacıklarını Alfa
hücrelerinden oluşurlar. %60 oranında habaset
gösterirler. Klinikte Zollinger - Ellison diye
adlandırılan sendromunu yaparlar.
C- Glukagonoma: Adacık hücrelerinden gelişen,
tümörlerdir. Çok az habaset gösterir.
D- Somatostatinoma: Langerhans adacıklarının
somatostatin salgılayan hücrelerinde gelişen
tümörlerdir. Umumiyetle habistirler ve çok nadir
görülürler.
EKZOKRİN KAYNAKLI HABİS TÜMÖRLER
A- Pankreas başı ve periampuller kanserler:
Makroskopik olarak geniş değişiklikler gösterirler.
Oldukça sert, düzensiz kitleler görünümündedir.
Duktus pankreatikusun tıkanması neticesi husule
gelen fibrozis sebebiyle, distal kısımdaki pankreas
sert ve büyük bir durum alır ki; bu hal bu kısmın da
kanserleştiği kanısını uyandırır. Tıkalı Wirsung
kanalı, dilate olarak pankreasın üst ve orta
kısımlarında palpe edilebilir. Mikroskobik
görünümleri adenokanserdir. Pankreas kanserlerinin
%90’ı duktus epitelinden, %10 ise asinus hücre
epitelinden kaynaklanır. Asinus hücre epitelinden
kaynaklananlar genellikle indifferansiye
tümörlerdir. Bunlar süratle komşu organları invaze
ederler.
Ampulla Vateri, duodenum ve distal koledok
kanserleri genellikle periampuller kanserler olarak
adlandırılır. Bunlardan ampulla Vateri kanserleri
küçük çapta umumiyetle 1–2 cm büyüklüğünde olan
tümörlerdir; Bunlar kısa zamanda koledoğu tıkayarak
erken dönem mekanik sanlığa sebep olurlar. Bu
tümörlerin özelliği de nekroze olarak
küçülmeleridir. Bunun neticesinde zaman zaman kanal
açılır, safra akımı sağlanır ve klinik olarak
sarılığın azaldığı ve gaitanın renklendiği görülür;
Gaitada gizli kanama daima pozitiftir. ampulla
vateri kanserinde lezyon submukozada papiller ya da
ülseratif görünüştedir. Ülseratif tip tümör
genellikle duodenumu örten epitelin papilla majör
kısmından kaynaklanır. Tümör sekonder olarak
ampullayı, duktus kolodoku ve wirsung kanalını
invaze eder, wirsung kanalı %20 oranında geniş
bulunur.
B- Pankreas’ın gövde ve kuyruk kanserleri
Bunların makroskopik görünümleri iyi sınırlanmamış
oldukça sert bir yapı ve gri san bir renk ile
karakterizedir. Bunlar umumiyetle duktus epitelinden
kaynaklanır. Dustuslar genişleyerek nekrotik tümör
asinilerden tıkanırlar. Çok az miktarda, tümör
acinuslardan kaynaklanır. Bu halde pankreas
dustuslarında tam bir tıkanma olur.
Mikroskobik olarak, duktus epitelinden kaynaklanan
kanserler iyi differansiyasyon gösteren
adenokanserlerdir. Aciner epitelin kanserleri de
adenokanser olup, diferansiasyonu iyi olmayan
tümörlerdir. Bu tümörler, bazen kanal boyunca
yayılarak, çoğunlukla sınır kılıflarını ve regional
lenf bezlerini istila ederler. Bu yüzden de şiddetli
bel ağrılarına sebep olurlar.
C- Kistadeno Karsinoma:
Kist adenokanser yavaş büyüyen bir kanser olup,
genellikle gövde ve kuyruktan kaynaklanır.
Pankreasın bilhassa kuyruk kısmının fazla
harabiyetiden diabetes mellitus gelişir. Bu tip
kanser, kesitlerinde mültilokülerdir. Birbirinden
kalın fibröz septalarla ayrılmış çok sayıda kistik
boşluk içerirler. Kist adenokarsinomlar umumiyetle
karnın üst bölümünde ağrılı sert kitle ile
karakterizedir.
YAYILMA
Yayılma dört şekilde olabilir.
1- Lokal yayılma: Bu da iki şekilde olur:
a) Pankreasın kendi içinde yayılması: Bu durum
pankreas başında gelişen bir tümörün zamanla
pankreas gövde ve kuyruk kısmına yayılması ile olur.
Şayet tümör evvela pankreas gövdesinde başlamış ise
buradan zamanla pankreas başına ve kuyruğa yayılması
her zaman mümkündür.
b) Komşuluk yolu ile yayılması: Komşuluk yolu
yayılma ile, duodenum, koledok kanalı, mide,
transvers kolon, vena kaya superior, vena
mezenterika superior, vena porta gibi büyük damarlar
atake olmaktadır.
2- Lenfatik yolla yayılma: Çölyak lenf
gangliyonlarına, pankreasın üst kenarı boyunca
sıralanmış olan lenf gangliyonlarına ve Dalak
hilusunun lenf gangliyonlarına yayılır.
3- Kan yolu ile yayılma: Sırasıyla karaciğere,
akciğere ve kemiklere kan yolu ile yayılma olur.
4- İmplantasyon ile yayılma: Karın içi, bilhassa
pelvis içi organlara ve peritona yayılmanın bu
şekilde olduğu kabul edilmektedir.
KLİNİK
Pankreas kanserinin belirtileri, tümörün
lokalizasyonunun yayılmasına göre değişmektedir.
Bazı belirtiler, kanserin durumuna göre ön plana
çıkmaktadır. Örneğin, pankreas başı kanserlerinde ve
periampuller kanserlerde sarılık birinci belirti
olarak ortaya çıkar. Korpus tümörlerinde ise ilk
belirti ağrıdır. Umumiyetle pankreas kanserlerinde
üç belirti ön plandadır. Bunlar, ağrı, sarılık ve
kilo kaybıdır.
1- Ağrı: Pankreas kanserlerinde sıklıkla görülen bir
belirtidir. Gövde kanserlerinde, ilk belirti olarak
ortaya çıkar. Bazı hallerde pankreas başı kanserinde
ağrı, sanlıktan önce de olabilir; Fakat bu nadirdir.
Pankreas kanserinde 3 tip ağrı tarif edilmiştir:
a) Aşağı bel bölgesine yayılan ve epigastriumun orta
bölümlerinde duyulan künt ağrılar
b) Epigastrium bölgesinden başlayın, tüm beli kuşak
gibi saran ağrılar.
c) Kolik tarzında epigastriumdan ve sağ
hipokondriumdan başlayan sağ skapula altına ve bele
yayılan ağrılar.
Pankreas başı kanserinde ağrı daha çok epigastrumdan
başlar ve sağ hipokondriuma doğru yayılır.
Gövde ve kuyruk bölgesi kanserlerinde, ağrı
epigastrumdan başlar, bazen beli kuşak gibi sarar,
bilhassa plexus solarisi tutan ilerlemiş vakalarda
lomber ve dorsal omurgalarda dayanılmaz ağrılar
yapar.
Ağrıların şiddet ve karakteri, kanserin
lokalizasyonuna, yerel ve bilhassa komşuluk yolu ile
yayılmasına bağlıdır.
2- Sarılık: Sanlık, koledok kanalının son kısmının
tümörle invazyonu veya dıştan tümörle tıkanması
neticesi husule gelmektedir; yani burada safra
akımını durduran, yavaşlatan mekanik bir tıkanma söz
konusudur. Pankreas başı kanserlerinde sarılık,
devamlı ve gittikçe artan bir karakter gösterir.
Sanlıkta hiçbir zaman bir gerileme, azalma görülmez.
Ampulla vateri kanserinde ise intermitent bir
sarılık söz konusudur; Bu tipte sarılık değişkendir;
Bazen azalır, bazen çoğalır. Bu durumun nedeni,
lezyonun sonradan ülserleşerek nekroze olması safra
akımının tekrar sağlanmasıdır. Sarılık pankreas başı
ve periampuller kanserlerde çoğunlukla ilk
belirtidir. Halbuki gövde ve kuyruk kanserlerinde
çok geç ortaya çıktığından veya hiç gelişmediğinden
bunlar ne yazık ki çok geç teşhis edilmektedirler.
3- Kilo kaybı: İştahın azalması neticesi iyi ve
dengeli beşlenmeme, bunun neticesi total olarak
kalori alımının azalması, pankreas kanserlerinde
devamlı olarak kilo kaybına sebep olur.
4- Genel durumun gittikçe bozulması, halsizlik ve
yorgunluk en fazla görülen belirtilerdir.
5- Kaşıntı; Özellikle pankreas başı ve ampulla
Vateri kanserinde en erken ve sık görülen bir
belirtidir. Koledokta safra stazına bağlı olarak
artan direkt biluribinin ciltte toplanması neticesi
husule gelir; Birçok hasta, çok şikayetçi olduğu
kaşıntıdan dolayı hekime başvururlar.
6- Sindirim sistemine ait semptomlar:
a) Anoreksi (iştahsızlık): Pankreas kanserlerinde en
başta gelen bir belirtidir; Hastalar çoğunlukla et
ve yağlı gıdalara karşı bir tiksinmeden şikayet
ederler.
b) Kabızlık ve ishal: İyi beslenememe ve gıda
alamamadan dolayı zaman zaman kabızlık şikayetleri
olur; Sindirimde önemli rol oynayan pankreas
fermentlerinin, barsağa akmaması veya azalması
neticesi steatore şeklinde ishaller görülür.
c) GIS kanamaları: Pankreas kanserinin, duodenumu,
mideyi, kolonu infiitre etmesi neticesi, kanamalar
husule gelir: Bu durum daha çok ilerlemiş pankreas
kanserlerinde görülmektedir.
d) Psişik bozukluklar: Sıkıntı hissi, depresyon gibi
belirtiler, bu hastalıkta sıklıkla görülür.
e) Tromboflebit: Tromboflebit özellikle alt
ekstremite venlerinde tromboflebit gelişimi pankreas
kanserlerinde sık olarak görülmektedir.
Fiziki Bulgular
Sarılık en sık görülen belirtidir; Sanlık bir
hastalık olmayıp, hastalıkların önemli bir
belirtisidir. Bunun için sanlık yapan hastalıklar
arasında bir ayırıcı tanıya gitmek lazımdır.
Bilindiği gibi sarılık üç büyük gruba ayrılarak
incelenir:
1- Prehepatik sarılıklar: Hemolitik sanlıklar olarak
da adlandırılırlar. Bu tip sanlıklar eritrositlerin
herhangi bir sebeple parçalanması neticesi husule
gelirler. Örneğin, konjenital hemolitik anemi,
sferositöz, kan uyuşmazlılığına ve yanlış kan
transfüzyonları neticesi gelişen sanlık bu gruba
girer. Laboratuar tetkikleri ile kolayca tanı
konabilir. Burada indirekt bilirubin yükselmiştir.
İdrar tahlilinde hemoglobinuri tespit edilir. Gaita
bu sarılıkta renklidir.
2- Hepatik sarılıklar: Hepatosellüler sanlıklar veya
infeksiyöz (viral) hep atite bağlı sanlıklar olarak
da adlandırılırlar. Hepatit A ve Hepatit B’de,
bizzat karaciğer parankimasında husule gelen
iltihabi harabiyet neticesi sarılık oluşur. Bunun
bir başlangıç (prodromal) safhası vardır; Akut bir
tablo gösterir. Bulantı, kusma, karın ağrısı,
iştahsızlık, ileri derecede halsizlik, yorgunluk,
gibi belirtilerle beraber, önce subikter, daha sonra
tam bir ikter tablosu ortaya çıkar. Hastanın bu akut
safhası kaybolamaya, başlarken sanlık devamlı bir
hal alır; Bu belirtiler karaciğerdeki harabiyete
bağlı olarak az veya çok olabilir.
Laboratuvar tetkiklerinde: Direkt biluribin,
indirekt biluribine göre daha yüksek bulunur.
Karaciğer fonksiyon testleri başlangıçta
yükselmiştir. Safra yollarındaki ödem safra stazma
yol açarak alkali fosfataz yükselmesine ve klinik
olarak da özellikle başlangıç döneminde akolik
gaitaya neden olur. Birkaç gün içerisinde ödem
çözüldükten sonra gaita normal rengine döner.
Sarılığın hangi tip olduğunun tespiti, yapılacak
geniş laboratuar tetkiklerle anlaşılacaktır. Ayrıca
hepatit marker tayinleri (HbsAg v.b.) yapılmalıdır.
3- Mekanik sarılık: Tıkanma sarılığı veya cerrahi
sanlık da denir. Safra kanallarında safra akımına
mani olan sebepler iki büyük gruba ayrılır.
A- İntrahepatik Blokaj: Bizzat karaciğer içinde
gelişen patolojik proçesler neticesi husule gelen
sanlıklardır. Bunlar primer ve metastatik yaygın
karaciğer tümörleri, büyük ve mültiloküler karaciğer
hidatik kistleri, Ekinokokus alveolaris, sklerozan
kolanjit, bilyer siroz gibi hastalıklardır.
B- Ekstra-hepatik blokaj: Karaciğer dışı sebeplere
bağlı sarılıklardır. Özellikle, karaciğer dışı, ana
safra yollarının tıkanması neticesi husule gelirler.
Bunu da iki büyük gruba ayırarak sınıflandırmak
mümkündür.
a) İntrensek sebepler: Safra yollarını içten tıkayan
ve safra akımına mani olan sebeplerdir. Bunlar
arasında başta safra yolları taşları olmak üzere,
safra yolları konjenital darlıkları, kistleri, safra
yolları yaralanmaları neticesi husule gelen fibröz
darlıklar, kronik pankreatite bağlı olarak gelişen
tıkayıcı oddit (Oddit stenozan) safra yolları
kanserleri ve ampulla vateri kanseri sayılabilir.
b) Ekstrensek sebepler: Safra yollarını dıştan bası
ile tıkayan sebeplere bağlı sarılıklardır. Bunlar
arasında başta, pankreas gelmektedir. Ayrıca komşu
organlardaki kanserler örneğin ilerlemiş mide ve sağ
fleksurada oturmuş, kolon kanserleri safra yollarını
dıştan tıkayarak sarılık yapabilirler. Karaciğer
hilusuna oturmuş, büyük hidatik kistler de koledoku
tıkayarak mekanik sanlığa sebep olabilirler.
Gerek iç gerek dış kaynaklı safra yollarını tıkayan
sebepler arasında en sık görülenleri safra yolları
taşlan pankreas başı kanseri ve periampuller
kanserlerdir.
Klinik olarak, şiddetli ve devamlı bir ağrıdan sonra
sarılık husule gelmiş ise ve bu sarılık zaman zaman
açılabiliyorsa, öncelikle taş düşünülmelidir. Büyük
ve oturmuş taşlarda hiç açılmayan bir sarılık
görülebilir. Küçük taşlarda ise taşların yer
değiştirmesi neticesi, sarılık azalıp, çoğalabilir.
Pankreas başı kanserlerinde ise sarılık devamlıdır
ve gittikçe artar, hiçbir azalma görülmez. Burada
sarılık, koyu yeşilimsi, san renktedir. Periampuller
kanserlerde tümör nekrozuna bağlı olarak safra yolu
kısmen açılabilir ve sarılık gerileyebilir. Mekanik
sanlıkta laboratuar tetkiklerine bakılacak olursa
aşağıdaki bulgular önemli olmaktadır. Uzun süren
sanlıklarda, karaciğer fonksiyon testleri
bozulmuştur. Alkali fosfataz çok yüksektir.
Transaminazlar hepatik sanlıklardaki kadar olmamakla
birlikte yükselmişlerdir. Gaita, pankreas başı
kanserinde daima renksizdir, camcı macunu
şeklindedir; periampuller tümörlerde ise, gaita
zaman zaman renklenebilir.
Periampuller kanserler nekroze oldukları için
kapiller kanamalar olabilir, bundan dolayı, gaita da
gizli kan saptanabilir. Bu sebepten de uzun süren
kanserlerde hipokrom bir anemi tablosu görülebilir.
Pankreas başı kanserlerinde sedimantasyon daima
yüksektir.
Mekanik sarılığın sebebi pankreas başı kanseri veya
periampuller kanserler ise koledoğun alt ucu tıkalı
olduğu için, safra kesesi şişer, büyür ve hidrops
denilen duruma gelir; Bu halde palpasyonda, hidrops
haline gelmiş olan kese, parmaklar arasında ağrılı
bir şekilde hissedilir (Terrier-Courviosier bulgusu)
pankreas başı tümörü büyükse, palpasyon esnasında
bazen palpe edilebilir.
TANI
1- Anamnez: Sarılık varsa, nasıl başladığı ve
ağrıyla ilişkisi araştırılmalıdır. Sanlığın açılıp
açılmadığı sorulmalıdır. Halsizlik, yorgunluk,
bitkinlik. İştahta azalma, kilo kaybı gibi
semptomlar kanser lehine düşünülür. Şiddetli kolik
tarzında bir ağrı sonrası sarılık olmuşsa, safra
yollarında taş olgusu düşünülmelidir; Sarılık yok,
yalnız hastalık şiddeti bel ağrıları ile başlamış ve
buna ilaveten genel belirtiler (iştahsızlık, kilo
kaybı, halsizlik, bitkinlik) mevcut ise, pankreas
gövde ve kuyruk kısmından başlayan kanser
düşünülmelidir.
2- Klinik muayene: Sanlığın mevcudiyeti, kaşıntı
izleri ve palpasyon bulgusu olarak hydrops halinde
safra kesesinin ele gelmesi pankreas başı kanserini,
epigastrium bölgesinde derin palpasyonda tümöral bir
kütlenin palpe edilmesi pankreas gövde ve kuyruk
kanserini düşündürmelidir.
3- Laboratuar tetkikleri: Sanlığın tipinin
belirlenmesinde karaciğer fonksiyonlarının ve
aneminin ortaya konulmasında yararlı olur.
4- Radyolojik Tetkik: Baryum sülfatla mide ve
duodenumunun radyolojik tetkiki:
Bu tetkikle pankreas başı kanseri ve gövde kanserine
ait birtakım belirtiler alınabilir.
a) Pankreas başı kanserin büyümesi ve duodenumu
dıştan itmesi neticesi, duodenal kavis genişler: Bu
genişleme tümörün büyüklüğüne göre değişir.
b) Duodenumun ters 3 durumuna dönüşmesi: Koledok ve
Wirsung kanalının duodenuma geniş yerlerinin alt ve
üst kısımlarında tümörün büyümesi ve basısı ile,
aynı zamanda ileri derecede yapışıklıklar nedeniyle
duodenum ters 3 şeklini alır. Bu görünüm pankreas
başı kanserlerinde indirekt bir belirti olarak kabul
edilir.
c) Duodenum obstrüksiyonu: Pankreas başı kanserinin,
büyümesi ve duodenumun gerek dıştan tazyik etmesi ve
gerekse yaptığı ileri derecedeki yapışıklıklar
nedeniyle oluşur. Duodenum tıkanıklığına bağlı
olarak sık kusmalarla karakterize bir klinik tablo
ortaya çıkar.
d) Pankreasın gövde kanserlerinde kısa zamanda
büyüme neticesi bazen şiddetli bel ağrıları ile
birlikte, radyolojik olarak duodenum tıkanıklığı
saptanabilir.
5- Ultrasonografik Tetkik: Pankreasın gerek baş ve
gerekse gövde kısmı kanserlerinde, tümöral bir
oluşumu, %80 oranında ultrasonografik tetkikle
tespit etmek mümkündür.
6- Pankreas sintigrafisi: Radoaktif izotoplarla
örneğin Selenyum 75 ile yapılan sintigrafide soğuk
bölge olarak tümör görülebilir.
7- Endoskopik retrograd kolanjiopankreatikografi: (ERCP)
Bu iki amaçla yapılır:
a) Teşhis yöntemi olarak: Klinik olarak pankreas
başı kanseri düşünülen ancak CT ve US’de
gösterilemeyen ya da kesin sonuç alınamayan
olgularda ERCP ile tümör görüntülenebilir. Aynı
aşamada biyopsi de yapılabilir.
b) Tedavi yöntemi olarak: Sanlığa sebep koledok ve
oddide oturmuş bir taş ise, bu yöntemle taş
alınabilir veya parçalanabilir.
Eğer lezyon, pankreas başı kanseri ve inoperable
durumda ise, safra akımını sağlamak amacıyla bu
yöntemle, bir ucu koledokta diğer ucu duodenumda
olan bir stent yerleştirilir.
8- Kompüterize Aksiyal Tomografi (CT): Tümörün
varlığı, boyutlan ve lenf yayılımı tespit edilir.
Pankreas başı kanserlerinde ilk aşamada tercih
edilmesi gereken yöntemdir.
9- Magnetik Rezonans (MR): Çok gelişmiş bir teknik
olup, pankreastaki bir oluşumun tüm ayrıntılarını
bildirmesi bakımından çok önemlidir.
TEDAVİ
Pankreas kanserinde tümör hangi bölgesinde olursa
olsun, esas tedavi cerrahidir. Tüm kanserlerde
olduğu gibi, burada da ameliyat neticelerinin iyi
olabilmesi için kanserin erken teşhis edilmesi
lüzumludur; Ameliyat sonrası yaşam süresi, pankreas
kanserinin erken veya geç teşhis edilmesine bağlı
olarak değişir. Periampuller ve pankreas başı
kanserinde çoğunlukla ilk belirti sanlıktır; vakit
kaybedilmeden sarılığın sebebi derhal araştırılmalı
ve hasta ameliyata sevk edilmelidir; Uzayan ve
teşhisi geciktirilen sarılık vakaları kısa zamanda
inoperabl hale gelir. Memleketimizde ise maalesef
pankreas kanserine bağlı sarılık vakaları geç teşhis
edilmekte, bundan dolayı da neticeler tatminkar
olamamaktadır. Genellikle geç tanı konulmakta ve
hastalar tedavi şanslarını kaybetmektedirler.
Pankreas Kanseri nde Cerrahi Tedavi:
Laparotomi yapılarak, karın içi eksplore edildikten
sonra yakalar cerrahi indikasyon bakımından iki
gruba ayrılır:
I- İnoperable vakalar
II- Operabl vakalar
I- İnoperabl Vakalar: Karın içi eksplorasyonunda:
a) Tümör çok büyük arkada pariyatal peritona fikse
ise
b) Arka yüzdeki damarlan infiltre etmiş ise
c) Lokal yayılma neticesi, komşu organları örneğin
mide, transvers kolon, omentumu infiltre etmiş ise.
d) Lenfatik yayılma neticesi, regional lenf
bezlerini ve paraaortik lenf bezlerine atake etmiş
ise.
e) Omentum ve peritonda karsinomatozis mevcut ise
1) Uzak metastazlar varsa.
Bu halde olan vakalara palyatif bir cerrahi müdahale
uygulanır:
1- Safra akımını sağlamak amacıyla, hydrops halinde
olan ve içinde safra bulunan safra kesesi ile
jejunum arasında bir anastomoz (Kolesisto-jejunostomi)
ayrıca ikinci bir anastomoz ejunojejunostomi)
uygulanır (Braun anastomozu). Bu suretle, hastanın
sanlığı, kaşıntısı geçecek, iştahı artacak,
beslenmesi temin edilmiş olacak ve hatta kilo dahi
alabilecektir.
2- Pankreas başı kanseri Duodenumu tıkamamış olsa
bile ileride, duodenumda tam bir tıkanmaya sebep
olacağından aynı seansta mide ile jejunum arasında
ve jejunum arasında birer anastomoz yapılır. Bu
suretle ilerde olabilecek duodenum tıkanmaları
önlenmiş ve hastanın beslenmesi sağlanmış olur.
Bu suretle müdahale görmüş inoperabl vakalara
ameliyat sonrası Adjuvan tedavi olarak Kemoterapi
mutlaka yapılmalıdır; Bu tip hastaların çoğunlukla
yaşam süreleri uzamakta ve rahatsız edici semptomlar
ortadan kalkmaktadır.
II- Operabl vakalar: Erken teşhis edilmiş ve tümörün
ameliyatla çıkarılması mümkün olan vakalardır.
Burada tatbik edilecek ameliyat pek çok
modifikasyonları olan Whipple ameliyatıdır. Bu
ameliyatın: Midenin bir kısmının, Duodenumun
tamamının, pankreasın tümünün veya bir kısmının
alınmasıyla karakterizdir. Bu işlem
Duodenopankreatektomi olarak da adlandırılır.
Rezeksiyon sonrası geriye midenin bir kısmı ana
safra yolu eğer bırakılmışsa pankreasın kuyruk kısmı
kalır. Oldukça şokan olan bu ameliyatlara,
hastaların ameliyat öncesi çok iyi hazırlanması
lazımdır. Anemi durumu, elektrolik dengesi, protein
seviyesi iyi ayarlanmalıdır. Ameliyattan sonra
hastanın total parenteral beslenmesi sağlanmalı,
ayrıca enfeksiyonla mücadele için geniş spektrumlu
antibiyotikler tatbik edilmelidir.
Bazen ameliyat sonrası gelişen, duodenum fistülü,
safra üstülü ve bilhassa parsiyel pankreatektomi
yapılmış ise pankreas fistülü gibi komplikasyonlar
prognozu maalesef kötü yönde etkilemektedir.
Ameliyat mortalitesi oldukça yüksektir, Cattell’e
göre bu oran %17,5, Waugh’a göre %26, Smith’e göre
ise %33’e kadar yükselmektedir.
Pankeratiko-Duodenektomi geçirmiş olan vakalarda 5
senelik sağ kalım Cattell’e göre %9, Waugha göre ise
biraz daha fazla olup %15 olarak verilmiştir.
SAFRA KESESİ KANSERİ
Safra kesesi ilk defa 1777’de Avusturyalı Profesör
Maximillian de Stoli tarafında otopside tespit
edilerek tarif edilmiştir. Bu tarihten itibaren
hastalığın kliniği kısmen de olsa tanınmasına rağmen
erken teşhis ve tedavisinde fazla yol kat
edilmemiştir. Gastrointestinal kanserlerin çoğu
çevre sağlam dokusuyla birlikte çıkartıldığı
taktirde palyatif ve küratif tedavi söz konusu iken
safra kesesi kanseri semptom verdiğinde tedavi hasta
için yapılacak bir şey kalmamaktadır. Sadece tesadüf
olarak patolog tarafından kesede kanser saptanması
durumunda hastanın daha uzun sürvi için şansı
doğmaktadır.
A.B.D. yapılan çalışmalarda safra kesesi kanserinden
yılda 6.500 kişi ölmektedir. Safra kesesi kanseri
tüm gastrointestinal kanserler arasında beşinci
sırayı almaktadır. Çoğu olgu ancak otopside ortaya
çıktığından yapılan otopsilerin %1-3’ünde safra
kesesi kanseri tespit edilmektedir. 70 yaş
üzerindeki otopsilerin ise %10’unda rastlanmaktadır.
Safra kesesi kanseri en sık 55 yaşın üzerinde
görülürken 70 yaşlarında pik yapmaktadır. Olguların
¾’ü kadındır. Amerikan zencilerinde safra kesesi
insidensi oldukça düşük olmasına rağmen Amerikan
Kızılderilileri, Meksikalılar ve Alaska yerlilerinde
beyaz ırka oranla 10 kat daha fazladır.
ETYOLOJİ
Esas olarak patogenezi bilinmemektedir. Uzun süre
safra kesesinde taş bulunması kronik irritasyon
nedeniyle kese epitelinde premalign yönünde
morfolojik değişimlere neden olabilmektedir.
Kanserli olguların %80’inde kesede taş tespit
edilmiştir. Yine yapılan gözlemlerde; 3 cm ve
üzerindeki büyüklükte tek taş bulunan olgularda,
kalsifiye (porselen kese) safra kesesinde kesenin
adenomatöz poliplerinde (12 mm.den büyük) ve anomali
keselerde kanser daha sık görülmektedir. %20 olguda
porselen safra kesesine kanser eşlik etmektedir.
KLİNİK
Hastaların çoğunda nonfonksiyonel safra kesesi veya
kronik kolesistit şikayetleri mevcuttur. Sağ üst
kadranda ağrı, bulantı, kusma, yiyeceklere
intolerans, iştahsızlık, zayıflama gibi genel
semptomlar yanında, ileri olgularda sarılık, akolik
dışkı, koyu renk idrar çıkartmak gibi şikayetler
bulunabilir. Genellikle hastalığın başlangıç
semptomları tanı konulduğunda ortalama 3,5–5,5 ay
önce başlamıştır. Bazı hastalarda 1 yılın üzerinde
süren bilier rahatsızlıklar bulunabilmektedir. %50
hasta daha önce hiçbir semptom vermeden mekanik
sanlıkla hastaneye müracaat etmektedir.
PATOLOJİ
Safra kesesinin selim tümörleri oldukça azdır.
Tümörlerin çoğu adenokarsinomdur. Çok az sayıda
epidermoid ve anaplastik karsinom bildirilmiştir.
Adenokarsinom üç tipte görülmektedir. Tümör %65
olguda skiröz karsinom tipindedir. Bu tipte kese
küçülmekte, duvarı kalınlaşırken lümen tıkanmakta ve
karaciğer invazyonu görülmektedir. Papiller tip
adenokarsinom %15 olguda görülmektedir. Polipoid
yapıdaki kitle kese lümenine doğru uzanmaktadır. Bu
yapıdan kolaylıkla nekroz ve kanama oluşmaktadır. Bu
tip karsinomlar oldukça yavaş büyümekte ve geç
metastaz yapmaktadırlar. %10 olguda kolloid (musinöz)
tipte adenokarsinom görülür. Safra kesesi lümenini
dolduran jelatinöz yumuşak, tümörlerdir.
Tümör lokal olarak agresif seyirlidir. Hastalığın
ilerlemesi ile lenfatik yayılım görülür. İlk önce
sistik kanal ve koledok etrafındaki lenf nodülleri
tutulmaktadır. Daha sonra duodenum arkasındaki
pankeatikoduodenal lenf nodülleri tutulur.
Hastalığın son dönemlerinde ise çölyak ve mesenterik
nodüller atake olur. Tanı konulduğunda olguların
%25’inde lenf tutulumu tespit edilir.
Çoğu olguda uzak metastaz öncesi lokal yayılım
tespit edilmektedir. Direkt olarak karaciğer, mide
duodenum ve pankreas gibi komşu organlara invazyon
sık görülmektedir. %40–80 olguda ameliyat esnasında
hepatik invazyon tespit edilmektedir. Kesenin
karaciğer yatağından disseksiyonu tümör invazyonu
nedeniyle oldukça zordur. Bu durumda duvardan
yapılacak frozen-section ile tanı konulabilir.
Karsinomatöz peritoni oldukça ender görülür. Fakat
duodenum ve kolona direkt invazyon neticesinde
gistül gelişimi %10 olguda görülmektedir.
Tümör ekstrahepatik safra yollarını tuttuğunda
sanlık kliniği oluşmaktadır.
Tümörün histopatolojik evrelendirilmesi genellikle
retrospektif olarak yapılabilmektedir. Bu
evrelendirme Nevin tarafından tarif edilmiştir
(Tablo 15).
Evre I: İn situ karsinom. Tümör sadece intramusküler
yerleşmiştir.
Evre II: Sadece kese musküler tabakası tutulmuştur.
Mikroinvazyon.
Evre III: Kese duvarı tüm katları tutulmuştur.
Duktus sistikus lenf nodülleri tutulmuş veya
tutulmamış olabilir. Lokalize invazyon.
Evre IV: Karaciğer ve diğer komşu organlara invazyon
vardır veya safra kanalları ve diğer lenf
nodüllerinde tutulum vardır.
Tablo 15: Safra kesesi kanserlerinde evreleme.
TANI
Hastalığın erken döneminde kronik kolesistit
şikayetleri mevcuttur. Bu dönemde alınan anamnez
fazla bilgi vermemektedir. Olguların %30’unda sağ
üst kadranda ağrı mevcuttur. Az sayıda olguda ise
ateş, lökositoz, lokal ağrı, hassasiyet ile seyirli
akut kolesistit mevcut olabilir. Laboratuar
tetkiklerde bilirubin seviyesi ve alkali fosfataz
yükselmiştir. Fakat bu bulgular selim hastalıktan
ayırt edilmesi için yeterli değildir.
Oral ve intravenöz kolanjiografi yetersiz bilgi
vermektedir. Gastrointestinal sistemin baryumlu
kontrast incelenmesinde indirekt olarak duodenumda,
distal midede ve transvers kolonda kompresyon
bulguları görülebilir.
Endoskopik retrograd kolanjiopankreatikografi (ERCP)
tanıda çok az olguda faydalıdır. Yine anjiyografi
erken olgularda hiçbir şey vermezken, geç olgularda
hastalığın yaygınlığı hakkında fikir verebilir.
Safra kesesi kanserinde tanısında non invazif bir
yöntem olan ultrasonografinin büyük değeri vardır.
Yine kompüterize tomografi de hemen hemen kesin
tanıyı koydurmaktadır. Bu her iki tanı yönteminde de
safra kesesi duvarında kalınlaşma, kesede taş ve
lokalize tümör invazyonu tespit edilebilir.
İleri olgularda yapılacak eksploratris laparoskopi,
laparotomiye gerek olmaksızın tanıyı sağlamaktadır.
Yine bu hastalarda yükselmiş CEA değeri şüpheden
öteye gitmemektedir.
Tüm bu modem tanı yöntemlerine rağmen olguların
ancak %5’inde tanı konulabilmektedir. Hemen hemen
tüm olgularda kesin tanı laparotomi ile patolojik
inceleme neticesinde konulabilmektedir.
TEDAVİ
Patolojik olarak tanı konulan hastalar oldukça
şanslıdır. Çünkü yapılmış olan kolesistektomi bu
olgularda yeterli olmaktadır. Fakat olguların çok
azında tümör kese duvarında sınırlı olarak tespit
edilebilmektedir. Bu olgularda kolesistektomiye
ilave olarak kese yatağının rezeksiyonu (Wedge
rezeksiyon) ve çevre lenf nodüllerinin çıkartılması
gerekmektedir.
Sadece kese duvarına sınırlı olan Stage I ve II
tümörlerinde basit kolesistektomiyi takiben 5 yıl
yaşam oranı %70-80’dir. İleri Stage’lerde ise 5
yıllık yaşam %15’dir.
Tüm olgularda radyoterapi ve kemoterapi yaşamı
uzatmamasına rağmen mevcut sanlığı bazen
geriletmektedir. Sarılık olan hastalarda palyasyon
amacıyla transhepatik, endoskopik veya ameliyat ile
safra yollarına stend konulabilir.
SAFRA YOLLARI KANSERİ
Bu kanserler gerek tanı gerekse tedavi açısından
oldukça problem yaratmaktadırlar. Son yıllarda safra
kesesi kanserlerinden daha sık görülmektedir.
Ülseratif kolit ve klonorşis gibi hastalıklara eşlik
edebilmektedir. %40 olguda beraberinde safra taşı
tespit edilmiştir. Erkeklerde daha fazla ve 50–70
yaş grubunda görülmektedir. Otopsi serilerinde
insidens %0,1–0,02 olarak verilmektedir.
Klinik: Karakteristik erken bulgu söz konusu
değildir. Epigastrik rahatsızlık (dispepsi), ağrı,
iştahsızlık, kilo kaybı ve tıkanma sarılığına bağlı
kaşıntı hastalığın ilerleyen dönemlerinde
gelişmektedir. Tümör kanalın distalinde yerleşmiş
ise safra kesesi palpe edilebilir. Hastaların büyük
kısmı tanı konulduktan 3 ile 6 ay sonra
ölmektedirler. Ölüm safra yollarının tıkanması ve
kolanjit sonrası karaciğer yetersizliğinden
olmaktadır.
Patoloji: Tümörlerin çoğu adenokarsinom olup %2’si
skuamöz veya anaplastik yapıdadır. Üç tip
adenokarsinom görülmektedir. %70 sklerozan, %20
papiller, %10 nodüler yapılıdır. Sklerozan
(infiltratif) tip yavaş büyüyerek, lokal metastaz
oluşturur. Bu tip kronik safra yolu tıkanıklığına
neden olmaktadır. Papiler tıp multifokal yapıda olup
en yavaş büyüyen tiptir. Nodüler tip proksimalde
görülüp hızlı gelişip, yaygın metastaz yapmaktadır.
Adenokanserler %65 hastada safra kanalının üst üçte
bir kısmında (sistik kanalın proksimalinde), %10
olguda orta üçte bir bölümde, %20 olguda üçte bir
distal ve intrapankreatik bölümde yer almaktadır. %5
olguda ise multifokal yerleşimlidir. Safra yollan
kanserlerinin evrelendirilmesi için standart
kriterler bulunmamaktadır.
Tanı: Bilirubin seviyesi kısmi tıkanmaya olsa bile
yükselmektedir. Alkalifosfataz %59 olguda
yükselmiştir.
Ultrasonografi (U.S.) ve CT’de genişlemiş
intrahepatik safra kanalları görülmektedir.
Ekstrahepatik kanallar ve safra kesesi kolabe (boş)
olarak görülürse proksimal bilier tümörden (Klatskin
tümörü) şüphe edilmelidir. Yine tanıda tümörün
seviyesinin tespiti için perkütan transhepatik
kolanjiografi (PTK) ve ERCP yapılmalıdır. ERCP ile
tümör proksimaline kateter yerleştirilerek palyatif
tedavi sağlamak da mümkündür.
Tedavi: Tüm tetkiklere rağmen çoğu olguda
eksploratris laparatomi gerekmektedir. Tümör
proksimal ve orta kısımda yer alıyorsa Roux-en Y
tarzında hepatikojejunostomi yapılmalıdır. Distalde
yerleşen ve bilier kanal dışına taşmamış tümörlerde
pankreatoduodenektomi yapılabilir. İlerlemiş
olgularda (nonrezektabl) preoperatif PTK veya ERCP
ile transtümöral multipl delikli kateterler
yerleştirilerek tıkanıklık bertaraf edilmeye
çalışılır. Kemoterapi ve radyoterapi etkisizdir.