İnce barsaklar gastrointestinal traktusun
uzunluk olarak %70-80’ni ve mukoza yüzeyi olarak
%90’nı meydana getirmektedirler. Bu geniş yüzeye
rağmen habis ince barsak tümörleri
gastrointestinal kanserlerin %1’ini
oluştururlar. İnce barsakta kanserin az
görülmesi; içeriğin sıvı olması, hızlı pasaj (karsinojenlerin
temas süresinin az olması), alkali pH,
potansiyel karsinojenleri detoksifiye eden
enzimlerin yüksek oranda bulunması, bakteriyel
popülasyonun az olması, karsinojenik virüslerin
yüksek oranda bulunan IgA tarafından nötralize
edilmesi gibi nedenlerdendir.
Kadın ve erkekte görülme oranları eşit olup en
sık 50–70 yaşlarında görülmektedir. Kilo kaybı,
karın ağnsı, obstrüksiyon, gastrointestinal
kanama ve perforasyon ince barsak habis
tümörlerinin ortak klinik bulgularını
oluştururlar. Duodenumda yerleşen tümörler
distal yerleşimli olanlardan çok daha önce
tanınabilmektedir. Duodenumda yerleşenler
oluşturdukları semptomlar sonrası yapılan gerek
radyolojik gerekse endoskopik tetkikle ortaya
konabilmektedir. Yine duodenum yerleşimli
tümörler sanlıkla ortaya çıkabildiklerinden
erken dönemde hekimi araştırmaya itmektedir.
Bu tümörlerin histopatalojik sınıflandırılması
yapıldığında %50 adenokarsinom, %39 karsinoid,
%11 sarkom ve diğerleri şeklinde olmaktadır.
Hemanjioperisitoma, fibrosarkon, plazmasitom,
anjiosarkom, liporsarkom, hemanjioendoteliom,
lenfanjioendoteliom oldukça ender görülen
tümörleridir. Bazı olgularda ince barsak malign
tümörleri Crohn hastalığı, villöz adenom, çölyak
hastalık ve Gardner sendromu ile birlikte
bulunabilmektedir.
Tanı ince barsakların radyolojik tetkiki (enteroklizis)
ile konur.
ADENOKARSİNOM
İnce barsaklarda en sık görülen malign
tümörlerdir. %40 oranında duodenum ve çoğunlukla
da ampulla Vateri etrafında görülürler. Klinik
olarak ağrı, bulantı, kusma, ishal, kanama, kilo
kaybı, bazen ele gelen kitle mevcuttur. Bazen
tıkanması ve perforasyon ileri dönemde
oluşabilmektedir. Özellikle ampulla Vateri
etrafında yerleşen tümörlerde erken dönemde
sarılık görülmektedir. Yine duodenum
yerleşimlilerde antiasitlerle geçmeyen peptik
ülser ağrısına benzeyen ağrı vardır.
LENFOMA
İnce barsak lenfomaları tüm lenfomaların
%4,5’ini meydana getirmektedir. Primer veya
sistemik lenfomanın bir komponenti sekonder
olarak görülebilir. Primer ve sekonder lenfomayı
ayırmak güçtür. Gastrointestinal malign
lenfomalar nödüler, diffüz ve Hodgkin hastalığı
olmak üzere sınıflandırılabilir. Hastalığın
kliniği 10 yaşın altında ve 60 yaş civarında
olmak üzere iki pik yapar. Lenfoma en sık
ileoçekal bölgede en az duodenumda görülür. %70
olguda tümör 5 cm’den büyüktür. Tümör
makroskopik olarak anevrizmal (soliterdir),
ülseratif (multipl), polipoid (multipl), ve
anüler (nadirdir) tiptedir. Tüm bu tipler
malabsorsiyon, intestinal obstrüksiyon,
intusssepsiyon veya perforasyona neden
olabilmektedir.
Tedavide cerrahi olarak geniş ince barsak
eksizyonu ve radyoterapi uygulanmaktadır.
Böylece 5 yıllık sağ kalım nodüler tipte %50,
diffüz tipte % 25, Hodgkin hastalığında %10’dur.
KARSİNOİD
Karsinoid tümörler barsak duvarındaki Lieberkühn
kriptalarındaki Argentaffin hücrelerinden
kaynaklanır. Bugünkü görüşe göre tüm karsinoid
tümörler habistir. Oldukça yavaş büyüdüklerinden
çoğu olguda asemptomatiktirler. Mezenterde
fibrozis nedeniyle oluşan kısalma ve barsağın
açılanması nedeniyle oluşan, intermitant barsak
tıkanmaları görülen en sık belirtidir.
Görülme duodenumdan ileuma doğru gittikçe
artmaktadır. Genellikle 2 cm’den küçük
submukozal yerleşimli, sert tümörlerdir. İleumda
yerleşenler daha fazla malinite
göstermektedirler.
Gastrointestinal traktus dışında karsinoid
tümörler, bronşlarda ve akciğerde, timusta,
larinkste, overlerde, testislerde, uterusta ve
retroperitoneumda tespit edilmiştir.
Karsinoid tümör hücreleri seratonin, kinin,
histamin ve ACTH salgılamaktadırlar. Bu hücreler
APUD (Amin Prekürsör Uptake ve Dekarboksilasyon)
denilen sisteme dahildir. Bu sistemden meydana
gelen tümörlere Apudoma denilmektedir. Pankreas
adacık hücreli tümörleri, tiroidin medüller
kanseri, hipofiz adenomuda birer Apudomadır.
İnce barsak karsinoid tümörlerinin %30’u
multisentriktir. 2 cm’nin üzerindeki tümörlerin
%90’nı özellikle karaciğere metastaz
yapmaktadır. %10 olguda karsinoid sendrom
meydana gelmektedir.
Karsinoid sendrom, tümörden salgılanan
biyokimyasal aktif maddelere bağlı olarak sulu
ishal, kramp şeklinde karın ağrısı, gaz,
astmatik ataklar ve tipik olarak özellikle yüzde
ve göğüs üst bölümünde kızarma (flushing) ile
kendisini göstermektedir. Karsinoid sendrom
yıllar içersinde özellikle triküspit valvülü
tutarak sağ kalp yetersizliğine neden
olmaktadır. Tanı için 24 saatlik idrarda artmış
seratonin metaboliti olan 5-hidroksiindolasetik
asit (5-HİAA) tayini yeterli olmaktadır.
LEİOMYOSARKOM
İnce barsaklarda dördüncü sıklıkta görülen habis
tümörleridir. Bu tümörler genellikle ovoid
yapıda olup müsküler tabakadan kaynaklanarak
barsağın serozal yüzüne doğru büyürler. Klinik
olarak tekrarlayan kanamalar, anemi, gerek
tümöre gerekse gelişebilecek intussepsiyona
bağlı olarak palpabl kitle mevcuttur. Bu
tümörler oldukça yavaş büyümektedirler. Tümör
direkt invazyon ve kan yoluyla metastaz
yapmaktadır.
TEDAVİ
İnce barsak habis tümörlerinde esas tedavi geniş
ince barsak rezeksiyonudur. Mezenter lenf
nodlarıyla birlikte wedge rezeksiyon şeklinde
çıkartılır. Terminal ileumda yerleşen tümörlerde
sağ hemikolektomi uygulanır. Duodenum
tümörlerinde pankreatikoduodenektomi (Whipple
ameliyatı) yapılır. Duodenum üç ve dördüncü
bölümlerinde yerleşen tümörlerde pankreas
korunarak duodenum rezeksiyonu yapılabilir.
Küratif rezeksiyon mümkün değilse klinik
bulgulara yönelik palyatif cerrahi işlem
uygulanır.
Karsinoid tümör ve mevcut olan hepatik metastazı
mümkünse birlikte çıkartılır. Hepatik rezeksiyon
mümkün olmayan olgularda hepatik arter ligasyonu
ile birlikte o bölgeye infüzyon kemoterapisi
uygulanır.